30 Haziran 2017 Cuma

Deniz Kenarında Çay



                          Ahmet Mithat Efendi  Felatun Bey ile Rakım Efendi  kitabında  Kağıthane'de geçen piknik sefasını  çok ayrınıtılı anlatır. Bu pasajda şöyle bir paragraf vardır :
'' Ademoğlunun yaratılışı gereği, insan kendi mutluluk halinden yalnız kendisinin haberdar olmasıyla yetinmez. Herkesi de haberdar etmek ister. Hatta bir adam aslında mesut değilse bile halkı mutlu olduğuna inandırmak için hilekarlığa ve yalancılığa bile sapar.''
                         Halk ile pikniğe gitmekten maksadın da sadece  ''  görülmek ''  olduğuna dikkat çeker ve şöyle devam eder :
         ''  Halkla birlikte pikniğe gitmekten maksat ;  kırı, sahrayı açıklığı, çimenleri, çiçekleri görmekten çok , halkı görmek, yahut daha doğrusu halka kendisini gösterme isteği olduğundan , bir gezinti yerinde en az yirmi bin kişi bulunur. Beş altı yüz belki bin  arabanın tozu toprağı içinde boğulmaktan kaçınıp bir ağaç altında oturmak yerine, çevresinde on adım mesafede  bulunanlara  kendisini teşhir etmekten ne zevk alınacağı  etraflıca düşünülecek olsa, insanın piknik yerlerinden nefret edeceği gelir .''

                    Topluca oturulan çay bahçelerinden, içi içe geçmiş ailelerin bulunduğu piknik yerlerinden, ağzına kadar tıka basa dolmuş kafelerden, barlardan artık hiçbir şekilde hazetmeyişimi en güzel ifade eden bir bölüm bu. Belki yaşla ilgisi var, bundan yirmi yıl önce bunları seviyordum. Kesinlikle büyük bir şehir de yaşamalıydım. Şimdi yaşadığım kasaba bile çok kalabalık geliyor, burada bile araçların fazlalığı canımı sıkıyor. Günümüzde piyasa yapmak bu olsa gerek. İnsanların koloniler halinde eğlenmesinin, keyif yapmasının sosyolojik açıklamalarına bu kitapta denk gelmek ilginçti.




                          Bense çayımı insanların az, martıların çok olduğu zamanı seçerek içmeyi tercih ediyorum artık. Ne yazık ki yazla birlikte özellikle akşam saatlerinde insanlar akın akın sahile iniyor, dip dibe masalarda yüksek sesli tv önlerinde karşılarında ki insana  sesini duyurmak için bağıra bağıra konuşarak oturuyorlar ve deniz havası alıyorlar. Üst üste oturma mantığı yıllar önceden beri aynı galiba. Ben mi ne yapıyorum ; artık sabahın erken saatlerinde iniyorum çay bahçelerine, oturuyorum deniz kenarında. Daha esneyen garsonlardan bir çay istiyorum. Aklımda  Lale Müldür mısraları ..
                         
Sonra belki çay içeriz,
Şansımız varsa yağmur da yağar. 
Güzel şeyler olur belki. Sen gel bence."









24 Haziran 2017 Cumartesi

Balkonda ki ...

                     Sezai Karakoç  balkon için '' ölümün cesur körfezi'' der. Böylesine karamsar olmasını kültürümüzde ki cumba geleneğinin balkona dönüşmesini sevmemesine bağlarım. Yine de bir ev alırken bakacağım ilk seçenek güzel bir balkona sahip olmasıdır. Şükürler olsun ki büyük ve geniş balkonum var. Hem de ikinci kat olması çok güzel.
                      Dranas'ın ne güzel bir tasviri vardır balkonlara ait :
                                        Evimiz kutu gibi küçük bir evdi..
                                        Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi.
                      Nihayet balkonda oturma zamanı geldi bizim buralarda. Bahçem bol güneşli olduğundan her fırsatta masayı koyup oturuyoruz ama balkonum gölge her zaman. Yazın bu çok işe yarıyor, o sıcaklar da serin serin oturuyoruz. Havalar serin gittiğinden sezonu açamamıştım ama artık zamanı geldi. Çiçeklerimin saksı ve topraklarını değiştirdim. Balkon oturma setinin temizliği yapıldı, minderler çıkarıldı. Etrafa ıvır zıvırlarımı da astım, mumlarımı da koydum veee işte bu yıl da böyle ..
                 


                  Gittiğim her yerde evlerin balkonu var mı , şöyle güzel bir balkon görürmüyüm diye bakarım. Çiçeklerle süslenmiş, masa sandalye konmuş, etrafında insanların oturduğu çay kahve içilen, yaşayan balkonlar gördüğüm zaman çok mutlu olurum. Ama ardiyeye çevrilmiş, çanak antenler sıralanmış balkonları her gördüğüm de canım sıkılır. Gerçi bizde balkonlar mahrem kabul edilir, evin uzantısıdır, bazıları tüllerle tentelerle kapalıdır.  Kendi balkonumda da önümde ki çam ağacı bizi örter biraz da olsa. Belki o yüzden rahatım. Tüm günümüz burada geçer. Sabah kahvaltısı, akşam yemeği, ikindi çayı..
              İşte bayram da geldi, hadi bekliyorum balkonumda çaya :)

16 Haziran 2017 Cuma

Bir Cuma Yeniden

Yeniden  yaz gününde bir cuma ile bloguma geldim. Şu ramazanın nasıl ortası geldi bilmiyorum , zaman gerçekten çok hızlı geçiyor. Tüm gün oruçlu olunca yapılan faaliyetler , gezmeler de kısıtlandı tabi ki. Bu mübarek ayda zaten daha fazla şükür, ibadet, tesbih yapmak gerekli benim için. Bu güzel cuma da şükredecek dolu şey var her zaman ki gibi. En çok sağlığımız için, tüm aile birlikte olduğumuz için, kızım bir sınıfı da güzelce geçtiği için çok teşekkür ederim Allahıma..
Paylaşacaklarım bu hafta içinde olanlar değil daha uzun bir zaman dilimi içinde. Geçen haftalar da beni mutlu eden anlar. En başta sevgili Momentos bana büyük bir süpriz yaptı ve yazdığı şiir kitabını gönderdi. Zaman zaman elime alıp herhangi bir sayfayı açıp o gün çıkan şiiri okuyorum ev ahalisine. Öyle güzeller ki hepsi. Tekrar ona teşekkür ederim bu güzel hediyesi için..


Yürüyüş yaptığımız noktalardan biri de bu balıkçı barınağı. Kasabamızın biraz dışında olması ile uzun yürüyüşler yapıyoruz ya da bisikletle gidiyoruz bu renkli barınağa. Gökyüzü de böyle güzel olursa manzaramız çok güzel oluyor. 



                          Yolumuza harika bahçeler çıkıyor. Şükürler olsun ki cennet gibi bir yerde yaşıyorum denizi, yeşili, mavisiyle. Mevsim olarak zaten en güzel zaman. Tüm çiçekler , bitkiler coşmuş. Güllerin en güzel açtığı dönem. Tek eksik bülbüller. Çocukken balkonumuzdan bile dinlerdik seslerini. Özellikle sabahın erken saatlerinde. Ne yazık ki uzun yıllardan beri yoklar..




Deniz kenarından evime döndüğümde şükürler olsun ki bahçem de soluklanıyorum. Her çiçekle ayrı ilgileniyorum. Zambakların açma zamanı ya..Bu zambaklar ananemden yadigar bana. Teneke saksılarda yetiştirirdi, bana da bir kaç soğan vermişti. Şimdi her bahar çıkıyorlar ve ananemi anmamı sağlıyorlar.


Taşlar vazgeçilmezlerimden. Boyalı olsun olmasın bahçenin her yerindeler. Nereye gitsem taş getiriyorum, hatta arkadaşlar bile bildiklerinden benim için taş topluyorlar Türkiyenin her yerinden..


Bahçemde ki tek kiraz ağacından öyle güzel kiraz topluyorum ki şu sıralar. 


Şükürler olsun ki evime giden yolum , mahallem, sokağım böyle ...


Ve son olarak yaptığım bir işi göstermek istiyorum. Hatıralara çok önem veririm ve evimde hep yaşatmak isterim. Kayınvalidem üzerinde ipleriyle irili ufaklı bitmemiş danteller  vermişti geçen yıl. Belki sen devam edersin demişti. Bunları başlayıp bırakmış. Ama ben dantel yapmayı bilmiyorum. Elimde ki dantelleri bir kumaşa montajlama fikri oluştu. Ve çeyiz işleri yapan birine bunu yaptırdım, işte sonuç.. Ben çok beğendim..


Herkese iyi ramazanlar, mutlu haftasonları..


5 Haziran 2017 Pazartesi

Bunu Biliyor musunuz ?

                        

                               Natalia Nikolaevna Zakharenko  asıl ismi olan ve Asi Gençlik'ten Batı Yakasının Hikayesi'ne efsane filmlerle sinema tarihine geçen Natalie Wood, günün birinde bir yat gezisinde öleceğini bilmeden bir sandalda oturduğu şu fotoğrafa bakın.




Natalie Wood. Robert Wagner'la evliyken bir yat gezisi sırasında tekneden düşer ve boğularak ölür. Teknedeki bir diğer isim Christopher Walken'dır. Bir aşk üçgeni ve ksıkançlık hikayesi gelir yerleşir zihinlere ama çözülemez gizem. Sonuçta yaşamı boyunca karanlık sulardan ve boğulmaktan korkan Natalie Wood, 43 yaşında hayata veda eder.

Tasarım:Sawako Kuronuma