30 Mayıs 2017 Salı

Heidegger'in Kulübesi

                    Hep derim ya şöyle dağlara, kırlara kaçsam hatta hep orada yaşasam diye. Bir şehirli bıkkınlığı ya da şımarıklılığı değil aslında daha çok artık insanlara gerek duymama , onlarla beraber yaşamak istememe halidir benim için. Gerçekten yorulduğumu, olan ilişkilerin karşısında sıkıldığımı, tüm bu olanların ortasında işim ne dediğim artık çok oluyor. Kitap fuarından aldığım Heidegger'in Kulübesi kitabı beni daha da bunun üzerinde düşünmeye itti. Fikirlerine yakınlık hissedeyim hissetmeyeyim tüm felsefeciler benim için çok değerli. Çoğunu zaten yarım yamalak anlıyoruz, ne demek istediklerini kavrama sıkıntım onları gözümde daha da büyütüyor.

                          

                  Heidegger (1889-1976), Güney Almanya'nın Kara Orman dağlarının yüksekliklerinde yaklaşık altı metreye yedi metre olan bir yapı, baraka [cabin, (die Hütte) kulübe] inşa ettirir. Kulübenin inşa sürecine dâhil olmamış, fakat inşanın planı ve ilerlemesiyle ilgilenmiş. İnşa çalışması 1922 yazında başlamış. Eşi Elfride Heidegger, inşa sürecini “organize etmiş ve gözetip denetleyerek yönetmiş.” Kulübe keresteden yapılmış. 

                                

                 Todtnauberg'in etrafındaki kır manzarasının Heidegger'e güzel gelmesi, onun felsefî çalışmasıyla bağlantılı. Sabahın ilk ışıkları çalışma odasının penceresine vurmaktadır. Bu pencereden vadinin uzaktaki tepesi gözükür. Yemek masasına öğle yemeği vakti güneyden, akşam yemeği vakti batıdan güneş gelir. Yazılarını hava güzel oldukça evinin önünde ki masa da yazar. Burada yaklaşık 50 yıl boyunca yaşamış ve yazmıştır. Yalnızca burada devamlı oturmamıştır. Şehirde ki evinde de zaman zaman kalmıştır.

                             

                        Tam işte benim düşünceleri dediğim satırlara rastlayınca heyecanlandım, şöyle diyor Heidegger ;
                ''   Şehirliler çoğu zaman, dağların arasındaki köylülerin uzun, tekdüze Yalnız olma durumuna hayret ederler. Oysa bu Yalnız olma değil, tek başınalıktır. Gerçi insan büyük şehirlerde de neredeyse başka hiçbir yerde olamayacak kadar kolaylıkla yalnızlığa düşebilir. Ancak insan orada asla tek başına olamaz. Çünkü tek başınalık bizi tecrit eden değil, aksine bütün varoluşumuzun, bütün şeylerin özünün geniş yakınlığının içine doğru açılmasını sağlayan kendine özgü güçtür.”

                              

                         Kitabın en keyifli yanı fotoğraflarla da desteklenmesi.  Kendisi ile ölümünden sonra yayımlanmak kaydıyla bir mülakat yapan gazeteci Digne Meller-Marcovicz'in çektiği onlarca fotoğraf hem mekan hem de mekanın düşünür tarafından nasıl kullanıldığı konusunda bize fikir veriyor. Bu fotoğraflara bakıp hem kalbim sızladı hem de uzak hayallere daldım..






26 Mayıs 2017 Cuma

Mayıs Tatili


Allahtan şu 1 ve 19 mayıs cumaya denk geldi de biz memurlar bayram ettik ya da bana böyle geldi. Neredeyse oniki saat  yolculuk yapıp sabah Antalya Tekirova da olduk. Antalya bizim burdan on saat sürüyor. Otogarda ilçelere giden otobüs bulunuyor zaten. Sabah otobüsten iner inmez Tekirova minibüsüne bindik. Ne yazıkki minibüs tüm ilçelere uğruyor bu yüzden iki saat sürdü yolumuz. Nihayet otelimize geldik. Onca yoldan sonra harika bir doğaya ve denize kavuşmuştuk ya olsun. 


Otel  Amara Hotel..


Yemyeşil  doğanın içinde tertemiz deniziyle beklentimizi gerçek çıkaran bir otel oldu.


Bu üç gün boyunca hava çok bulutlu hatta iki gün yağışlı oldu. Yine de denize girdik. Güneşlendik bazen yağmurdan kaçtık.


Otelin harika yerlerinde huzur dolu saatler geçirdik.


Kahve saatlerini otelin değişik yerlerinde geçirdik.


Yağmur ,soğuk, rüzgar demeden denize girdik.


Otelin minik hayvanat bahçesini gezdik.


Pastaları harikaydı. Gün içinde kaç kez pasta yedim hatırlamıyorum.


Mayısta üç günde olsa bir tatil yaptım ya çok mutluyum. Tabi ki güzel günler çabuk geçti işte bir hafta oldu bile. Yaz tatili hayallerine tekrar başladım :)  Bu akşam sahura kalkıyoruz ve yarın ramazan. Bu özel zamanı en iyi şekilde değerlendirebiliriz inşllh. Hoşgeldin Ramazan !

18 Mayıs 2017 Perşembe

Cuma Geliyor


Yeni bir cuma geldi çok şükür. Yine nasıl geçti bu hafta demeyeceğim , günümüzün pelensek lafı oldu . Cumalar seviliyor tabi ki , haftasonu yapılması ümit edilenlerin müjdecisi çünkü. Hele bu cuma yani yarın resmi tatil biliyorsunuz. Bu da üç günlük tatil demek. Ee pelinpembesini tanıyanlar bilir , en küçük tatil değerlendirilir. Ne yapacağımı buraya yazmayacağım, instastory de bol paylaşım sizi bekliyor :)
İlk önce bu haftanın sağlık, afiyet ve huzurla geçmesinden büyük minnet duyduğumu yazacağım. Sevdiklerim , ailem, arkadaşlarımla sorunsuz bir hafta daha geçirdiğim için şükürler olsun.


Şükürler olsun ki mayıs ayının o güzel ve benim en sevdiğim meyveleri çıktı. Erik, kiraz , çilek ne kadar 
yesem bıkmam. Pazardan böyle kasayla aldım dört günde bitti. 


Küçük kasabamızın sahil şeridine kilometrelerce yol yapıldı, ağaçlar ekildi, yan kasabayla sahilden yolu birleştirildi. Merkezde ki arabalarla dolu halini her gördüğümde içimi büyük bir sıkıntı kaplıyor. Sonra eşimle bisikletimizi alıp yeni yapılan bu yola çıkıyoruz. Trafikten, kalabalıktan kurtuluyoruz. Daha buralar keşfedilmediğinden sakin. Denize karşı bir bankta oturup kaldık saaatlerce.


Kitabımı bu sessizlikte, karşımda deniz ile okumak gibi harika birşey yok 
Okuduğum kitabı tavsiye ederim , çok beğendim. Serdar Tuncer'i bilen bilir zaten . Her sayfasını düşünerek, hak vererek , düşünerek okudum. Bitti kitap iki günde, bir arkadaşıma hediye edeceğim şimdi de.Biraz alıntı kitaptan size :
''Elbiselerimizle şık, simamızla güzel, bakışlarımızla derin, yürüyüşümüzle alımlı, cüzdanımızla muteber, nefesimizle var olduğumuzu zannetsek de, biz sadece kelimelerimizle varız, kelimelerimiz kadarız.''
''... ama içimizdeki arayış hevesi yok mu, o hep çocuk kalıyor, arıyoruz. Annemizin sinesinde, babamızın ellerinde, sevgilinin omuzlarında, çocuklarımızın istikbalinde, koltukların heybetinde, cüzdanların cesametinde, sanal dünyanın oyununda, yalan dünyanın koynunda hep bir şeyler arıyoruz.''



''İçimizle meşgulken, dünyanın bize en uzak köşesinde açlıktan kıvranan bir insanın varlığı, kendisinden haberimiz olmasa bile kalbi bir sezişle -niye'sini bilemesek de- iştahımızı kaçırır, sofradan kaldırırdı bizi. İnsan olmak böyle bir şeydi.

Dışımızda yaşanan her şeyden haberdâr olduğumuz bu çağda, aynı adamın açlıktan ölüş haberini sofra başında seyrederken ziyâfete devam edebilişimiz, o adamın sadece haberi, bizim kendi içimizde ölüşümüzün ise tescilidir. İnsan kalamamak da böyle bir şey...


Bu haftanın en güzel olayı Kocaeli kitap fuarı. Gidip kitaplar içinde gezmek, onlara dokunmak, sayfaları karıştırmak , yazarlarla tanışmak, kitaplarını imzalatmak benim için şu dünya da en güzel şeylerden biri. Birçok kitap aldım ama ne yazık ki fuarlarda ki yüzde şu kadar indirim falan aldatmaca. Sahaflarda güzel fiyatları yakalıyorsunuz. İnternetten daha ucuza alıyorsunuz aslında. Yine de kitap almadan dönmek olmazdı.
Aldıklarım sehpamda okunmak için bekliyor ..


Şükürler olsun ki bu yıl da balkon sezonunu açtım. Çok sevdiğim balkonumda inşallah oturduğumuz günler çok olur.


Bahçem iyice çiçeklendi. Okulda çocuklarla boyadığımız çam kozalakları da etrafa serpiştirdim. 


Kızım sprey boya istedi geçenlerde. Graffitileri çok sevdiğimden hemen destek çıktım, kimbilir belki bir gün o da graffitici olur. Gerçi ilk iş isimlerini yazmak olmuş arkadaşıyla:)


Yeni bir haftasonuna doğru huzur ,sağlık ve umutla kalın ...



13 Mayıs 2017 Cumartesi

Cumartesi Gelmişken

                         Bu aslında  cuma şükür yazısı olacaktı ama oturup yazmaya fırsat bulamadım. Şimdi güzel bir cuma gecesinde fotoğrafları düzenleyip cuma yazısını yazayım dedim. Bir taraftan da dinleniyorum böylece. Yeni bir cumartesi ışıl ışıl bir günle geldi işte. Şükürler olsun ki bu haftayı da güzelce geçirdik. Etrafta gün içinde binlerce sinirime dokunan şey oluyor. Hatta son yıllarda bu arttı gibi de geliyor. İşe gidip gelirken yüzlerce arabanın ortasında yürümem, etrafta uçuşan ve kulağıma gelen küfürler, argo konuşmalar, küçük kasabamızın artık nüfusunun çoğunluğunu  arapların oluşturması, malum ülke ve dünya gündemleri, okulda karşılaştığım sinir bozucu durumlar, insanların birbirine olan tahammülsüzlüğüne şahit olmam vb. vb..  Bu uzayıp gider . Güllük gülüstanlık bir dünya da hiç değiliz ama artık yoğunlaştığım konular değişti. 
                        Artık gün içinde güzelliklerle ruhum biraz olsun dinleniyor. Bakalım bu hafta içindekilere..




                     Şükürler olsun ki deniz kenarında bir yerde yaşıyorum. Martılar, deniz, dalga, iyot kokusu, deniz yıldızları, balıklar..



Geçenlerde rastladığım eski fotolar moralimi oldukça yükseltti. Eskilerden ne güzel anlar geliyor şu günlere değil mi? 


Bisikletle gittiğimiz yan kasabada eskilerden esintiler hala var. Yakında bunlar yıkılır, apartmanlar yükselir ne yazık ki. Yok olmadan uzun uzun bakıyorum her seferinde. Bir de şu arabalar olmasa, her yerden çıkıyorlar. Allahım iyice kafayı taktım şunlara.


En sevdiğim köşelerden biri. Yazın gidemeyeceğim çünkü şu gördüğünüz iskele üzerinde iki yüz tane insan oluyor. Bu seferde bile etrafta öbek öbek insan vardı kilimler üzerinde. Tüpler, mangallar, çoluk çocuk. Şükürler olsun bu haftasonu uzun uzun oturdum burada.



Bizim mahallede ki bu apartman önünde ki gülün  bu yılda açtığını gördüm şükürler olsun..


Şükürler olsun ki çimenler de oturup çay içtiğim dostlarım var. 


Ve son olarak bu cuma sınıfımla Anneler Gününü kutladık. Bu pazar tüm annelerimizle, babalarımızla güzel geçireceğimiz anlarımızın  olması dileğiyle ...

5 Mayıs 2017 Cuma

Haftasonu Fethiye'de


Malum 1 Mayıs tatili haftasonuyla birleşince hemen bir tatil planı yaptık. Aslında eşim ve kızımla gidecektik ama planlar değişti eşimin yerine arkadaşım geldi. Biz de sıcak olacağını tahmin edip Fethiye Letoonia Hoteli seçtik. Uzun bir yolculuktan sonra - 10 saat-   sabah Fethiye'deydik. Garajdan bir minibüse binip otele yakın bir yerde indik. Şöfor bir kaç metre yürüyün şu koyu dönün otel yakın demişti. Bizde ona inanarak sabah 10 da yürümeye başladık. Ama koyu döndüğümüzde otel falan yoktu. Sıcakta bavullarla dağ tepe neredeyse yarım saat yürüdük. Etrafta araçta olmadığından başka seçeneğimiz yoktu zaten. 


Kan ter içinde yürüdükçe yürüdük. Sonunda bir tepeyi aşınca otelin olduğu koyu görünce tüm yorgunluğumuz gitti. Ama girişte görevlilerin bakışını unutamayacağım. Tabi herkes arabaları ile gelirken biz ellerimizde çantalar dağları aşarak dilimiz dışarıda geliyorduk. 


Otel tatillerini uzun süren yorgun günlerden sonra seviyorum. Tüm gün şezlongta yatıyorum. Yalnızca yemek, deniz için kalkıyorum. Ama buna da ihtiyaç duyuyorum. Otel doğanın göbeğinde, ağaçlarla çevrili bu yüzden ilk tercihim. Üç tane koyu olduğu için çok geniş alanda kurulu. Yazında bu yüzden öbek öbek insan olmayacağını tahmin ediyorum. 


Beğenmediğim tek yönü denizi. Sanki göl gibi. Durgun ve bulanık. Belki şehre çok yakın olduğundan da kirli. Fethiye de böyle kirli bölge varmıydı bilmiyordum. Uzaktan güzel gözüküyordu ama denizsever olarak çok şaşırdım.  Keyif saatlerimiz unutulmaz. Çay , kahve keyfine diyecek yok. Yanınızda bir de sevdiğiniz  arkadaşınız olunca daha da güzel..

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, okyanus, bulut, köprü, açık hava, doğa, su ve yiyecek
Otelin denizinde  ördekler vardı. Bizim hep yanımızdaydılar tüm tatil boyunca..


Harika sessiz köşelerinde oturdum uzun uzun. Sessiz oteller hep favorim. Belki mevsimden dolayı kalabalık değildi, sessizlik bu yüzdendi bilmiyorum.


İyi ki bu fırsatı değerlendirip gittik diyorum şimdi. Üzerinden bir hafta geçti bile. Bu gezi de anılarda kaldı işte zaman su gibi aktı geçti. 

Tasarım:Sawako Kuronuma