18 Temmuz 2017 Salı

Leros Adası Tatları


Leros Adasında gezdik, dolaştık, harika yemekler yedik. Bizim gittiğimiz yerleri , yediğimiz yemekleri anlatmak istiyorum şimdi. Aslında bir yere gidince şuraya gidin gelin demek saçma bence. Turistlik yerleri bilmek güzel ama insan kendi keşfetmeli. Gezerken gözüne hoş gelen  yerlere girmeli. Yunan adaları her zaman cazip gelmiştir, daha ucuz diye yazılır çizilir. Ama artık euronun yükselmesi bunu geçersiz kıldı, bize artık her yer pahalı. Yine de Taze balık çeşitleri, balık çorbası, karides, fava, humus, musakka, cacık "Tzatziki", kabak çiçeği dolması, Ege otları, rakının kardeşi "Ouzo" ile yunan yemekleri lezzetli.

Leros adasında Alinda koyunda kaldık biliyorsunuz. İlk gün öğle yemeğini yediğimiz yer bence en güzel restorandı. Getirdikleri gerçi basit şeylerdi; patates, salata , balık ama çok lezzetliydi. Patates kızartması yapmak en zor iş aslında, ya çok yağ çeker, ya çok kızarır, ya hamur gibi olur ayarı zor . Yediğimiz patateslerin kesim şeklinden tadına kadar herşeyi çok güzeldi.


Restoranın adını yazamadım ama kendisini çektim . Alinda koyunda deniz kenarında olan bu restoran ..


Yunan adalarında yemeklerin baş tacı tabi ki Yunan salatası..


Leros sokaklarında gezerken merkez Platanos bölgesinde biraz dinlenmek için oturduğumuz bu kafe de ki dondurma çok güzeldi. Yer Platanos Cafe..


Panteli koyunda bir kaç tane deniz kenarında kafe var. Bunların birinde oturarak frappe içip serinleyebilirsiniz. Bir frappe ada da genelde 2,5 euro.


Ada da methedilen restoranlardan biri Mylos  diğeri O Karaflas. İkisine de rezervasyon yaptırarak gitmek gerekiyor akşamları. Gündüz kimsecikler yok biz uğrayıp restoranı gezmiştik. Biz yine Alinda koyunda ki  To Steki  restoranda yedik .


Vee gelelim adanın tarihi, en eski pastanesi. Orada olduğum sürece her gün gidip birşeyler yediğim , bayıldığım bir yer oldu. To Paradosiaka  1800lerin sonundan beri gelen bir pastane. Damla sakızlı dondurma ile servis edilen bir tür revani olan '' paçavouropita''  en beğenilen tatlısı. Özel dolgulu milföyde harika bir tatlı mutlaka denenmeli.


Son gün feribotu beklerken zaman geçirmek için Lakki sokaklarında gezmiştik. Sonra da herşeyi pembe olan bu kafeye girip kahve içmiştik. Sunum, tatlar, garsonların ilgisi harikaydı. Adını hatırlamıyorum ama Lakki zaten küçük, eninde sonunda bir yerlerden çıkar.


12 Temmuz 2017 Çarşamba

Leros Adasında Tatil

                          Geçen yıllarda Kos ve Samos adasına gidip çok beğenmiştik bu yaz da rotayı Leros ve Patmos adasına çevirdik. Gelirgelmez  neler yaptık yazıyorum, gidecek olanların belki işine yarar. İlk durağımız Leros adası oldu. Buraya gitmek için Bodrum'dan Kos adasına  geçtik ilk olarak. Yolculuk yarım  saat sürüyor. Hemen indiğimiz gibi biletimizi gişeden alıp Leros feribotuna bindik. Kos'tan Leros'a ulaşım  DODEKANISOS SEAWAYS  ile 1,5 saat sürüyor. Arada Kalymnos adasına uğruyor. Bizim gittiğimiz geçen hafta çok rüzgarlıydı. Yolculuk çok hoplamalı zıplamalı , dalgalarla boğuşarak geçti. Yol boyunca bir çok kişi kustu durdu bu zaman içinde. Yol bazen böyle zor geçebiliyor. Adaya geldiğimiz de hemen taksiye binerek seçtiğimiz otele gittik. Otelimiz burada  
                     Leros'un özellikle Türkler tarafından tercih edilen bölgesi değildi otelimizin olduğu yer. İyi ki de bu koyu tercih etmişiz çünkü çok huzurlu ve sakin yerdi. Otel denize sıfır, temiz ve güzeldi. Bu bölgenin adı Alinda Koyu . Koyda yanyana oteller, tavernalar var. Bizim otelin önünde şezlonglar var, otelde kalanlara ücretsiz. Dışarıdan gelenler de birşeyler içerek kullanabiliyorlar. 



odamızın balkonu

Gün içinde bu koyda denize girdik, uzun yolunda yürüyüşler yaptık, öğle yemeği için bir taverna seçip yemek yedik. Seçtiğimiz restoranları bir daha ki postta yazacağım. Limandan otele 15 euro verip taksiyle geldik. Genelde motor ve araba kiralıyorlar ama biz bu bölgeden her yere yürüdük.  Yürümeyi seviyorsanız arabaya gerek yok. Arabayla geçerken birçok şeyi kaçırabiliyorsunuz. Tabi ki adanın uzak yerlerine gidemedik bu yüzden. Zaten 2 gece kaldık ada da..


otelin önü


alinda koyu

Adanın en meşhur ve kalabalık koyu Pandeli Koyu. Bizim koyun hemen yan tarafı olduğundan yürüyerek gittik bizde . Arası 4 km. Pandeli koyunu  Türkler çok tercih ediyormuş, teknesiyle gelenler hep burada. Zaten teknelerin kalabalıklığını görünce iyi ki otelimiz bu koyda değil dedik. Biz de bu koyu  gezip burada birşeyler yedik içtik.


Panteli koyuna tepeden bakıyoruz..


Platanos  adanın merkezi. Biz yürüyerek buraya geldik. Yerli halkının büyük çınar altı kahvelerde oturduğu yer. Bir pastane de oturup dinlenmiş , amcaların o tatlı konuşmalarına anlamasakta kulak vermiştik. 


Buradan yürüyerek Pandeli koyunu yukarıdan gördüğümüz yere geldik. Pandeli küçük bir balıkçı köyü ama adanın en revaçta en popüler koyu. Zaten minicik bir koy. Birkaç tane kafe, dükkan var ama çokta güzel. Burada birbirinden güzel restoranlar bulunuyor. 




Türklerin çok sevdiği en çok fotoğraflanan restoranı da  Agia Marina da bulunuyor. Mylos restoranın önünde bulunan denizin içinde ki yel değirmeni çok güzel. Özellikle akşamları bu restoranda yer bulmak imkansız..




Agia Marina da  Pandeli koyunun hemen yan tarafında bulunuyor. Alinda koyundan buraya yürüdük hep. Yol uzun gibi gözükse de begonvillerle bezenmiş evlerin önünden geçerken bu kadar uzun yolu nasıl yürüdünüz anlamıyorsunuz bile.




Ada da bir çok şapel var. Birden köşeyi dönüşünüzde karşınıza mavi beyaz olarak çıkıyor.  Bu da Alinda Koyunun son taraflarında karşımıza çıkan Dio Liskaria Şapeli..


Leros adasında ki en güzel koyları  Vromolithos plajı,
   Kokika , Gourna, Dyo Lisgaria, Xirokampos plajı, Alinda ve Pandeli .  Uzun zamanımız olsaydı adanın farklı yerlerine gidebilirdik. Alinda dan yürüyerek gittiğimiz bu deniz kıyısı gibi nereye giderseniz gidin deniz harika. 


Hem öğle yemeği yiyebileceğiniz hem denize girebileceğiniz yerlerden biri..



Arabalar arada sırada geçip gitse de en çok kullanılan motor. Adayı çevreleyen yollardan Alinda koyunun sonunda ki ..


Evlerin sokakların güzelliği.. Özellikle Agia Maria ve Pandeli koyunda bulunan evler arasında gezmeli. İnsan şaşırıyor çünkü sokaklar çok boş. Evlerden de hiçbir hayat belirtisi gelmiyor. Hiç çocuk sesi gelmiyor , insanlar ortalıkta görülmüyor. Yalnızca bol bol  kediler yatıyor evlerin önünde..



Pandeli Koyundan yukarıya doğru bakınca yel değirmenlerini görüyorsunuz. Oldukça tepede gözükmesine rağmen biz oraya da yürüdük. Daha da ilerisinde Kale var. Ama kaleye çıkmak için araç lazım. Pandeli Kalesi ve müzesi de görülebilir.


Artemis Tapınağı kalıntıları, Belenis Kulesi, Agia Maria Müzesi gezilecek yerlerden ama bizim göremediklerimizden..


Lakki limanı Yunanistan’daki Art Deco mimarisinin en iyi örneklerinden biri. Burası 1923’te Mussolini’nin mimarları tarafından tasarlanmış ve diktatörün isteklerine aykırı olmasına rağmen, şehir merkezi daha sonra Platanos köyünün yukarısına taşınmış.
Dönüşümüz Lakki den oldu.




30 Haziran 2017 Cuma

Deniz Kenarında Çay



                          Ahmet Mithat Efendi  Felatun Bey ile Rakım Efendi  kitabında  Kağıthane'de geçen piknik sefasını  çok ayrınıtılı anlatır. Bu pasajda şöyle bir paragraf vardır :
'' Ademoğlunun yaratılışı gereği, insan kendi mutluluk halinden yalnız kendisinin haberdar olmasıyla yetinmez. Herkesi de haberdar etmek ister. Hatta bir adam aslında mesut değilse bile halkı mutlu olduğuna inandırmak için hilekarlığa ve yalancılığa bile sapar.''
                         Halk ile pikniğe gitmekten maksadın da sadece  ''  görülmek ''  olduğuna dikkat çeker ve şöyle devam eder :
         ''  Halkla birlikte pikniğe gitmekten maksat ;  kırı, sahrayı açıklığı, çimenleri, çiçekleri görmekten çok , halkı görmek, yahut daha doğrusu halka kendisini gösterme isteği olduğundan , bir gezinti yerinde en az yirmi bin kişi bulunur. Beş altı yüz belki bin  arabanın tozu toprağı içinde boğulmaktan kaçınıp bir ağaç altında oturmak yerine, çevresinde on adım mesafede  bulunanlara  kendisini teşhir etmekten ne zevk alınacağı  etraflıca düşünülecek olsa, insanın piknik yerlerinden nefret edeceği gelir .''

                    Topluca oturulan çay bahçelerinden, içi içe geçmiş ailelerin bulunduğu piknik yerlerinden, ağzına kadar tıka basa dolmuş kafelerden, barlardan artık hiçbir şekilde hazetmeyişimi en güzel ifade eden bir bölüm bu. Belki yaşla ilgisi var, bundan yirmi yıl önce bunları seviyordum. Kesinlikle büyük bir şehir de yaşamalıydım. Şimdi yaşadığım kasaba bile çok kalabalık geliyor, burada bile araçların fazlalığı canımı sıkıyor. Günümüzde piyasa yapmak bu olsa gerek. İnsanların koloniler halinde eğlenmesinin, keyif yapmasının sosyolojik açıklamalarına bu kitapta denk gelmek ilginçti.




                          Bense çayımı insanların az, martıların çok olduğu zamanı seçerek içmeyi tercih ediyorum artık. Ne yazık ki yazla birlikte özellikle akşam saatlerinde insanlar akın akın sahile iniyor, dip dibe masalarda yüksek sesli tv önlerinde karşılarında ki insana  sesini duyurmak için bağıra bağıra konuşarak oturuyorlar ve deniz havası alıyorlar. Üst üste oturma mantığı yıllar önceden beri aynı galiba. Ben mi ne yapıyorum ; artık sabahın erken saatlerinde iniyorum çay bahçelerine, oturuyorum deniz kenarında. Daha esneyen garsonlardan bir çay istiyorum. Aklımda  Lale Müldür mısraları ..
                         
Sonra belki çay içeriz,
Şansımız varsa yağmur da yağar. 
Güzel şeyler olur belki. Sen gel bence."









24 Haziran 2017 Cumartesi

Balkonda ki ...

                     Sezai Karakoç  balkon için '' ölümün cesur körfezi'' der. Böylesine karamsar olmasını kültürümüzde ki cumba geleneğinin balkona dönüşmesini sevmemesine bağlarım. Yine de bir ev alırken bakacağım ilk seçenek güzel bir balkona sahip olmasıdır. Şükürler olsun ki büyük ve geniş balkonum var. Hem de ikinci kat olması çok güzel.
                      Dranas'ın ne güzel bir tasviri vardır balkonlara ait :
                                        Evimiz kutu gibi küçük bir evdi..
                                        Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi.
                      Nihayet balkonda oturma zamanı geldi bizim buralarda. Bahçem bol güneşli olduğundan her fırsatta masayı koyup oturuyoruz ama balkonum gölge her zaman. Yazın bu çok işe yarıyor, o sıcaklar da serin serin oturuyoruz. Havalar serin gittiğinden sezonu açamamıştım ama artık zamanı geldi. Çiçeklerimin saksı ve topraklarını değiştirdim. Balkon oturma setinin temizliği yapıldı, minderler çıkarıldı. Etrafa ıvır zıvırlarımı da astım, mumlarımı da koydum veee işte bu yıl da böyle ..
                 


                  Gittiğim her yerde evlerin balkonu var mı , şöyle güzel bir balkon görürmüyüm diye bakarım. Çiçeklerle süslenmiş, masa sandalye konmuş, etrafında insanların oturduğu çay kahve içilen, yaşayan balkonlar gördüğüm zaman çok mutlu olurum. Ama ardiyeye çevrilmiş, çanak antenler sıralanmış balkonları her gördüğüm de canım sıkılır. Gerçi bizde balkonlar mahrem kabul edilir, evin uzantısıdır, bazıları tüllerle tentelerle kapalıdır.  Kendi balkonumda da önümde ki çam ağacı bizi örter biraz da olsa. Belki o yüzden rahatım. Tüm günümüz burada geçer. Sabah kahvaltısı, akşam yemeği, ikindi çayı..
              İşte bayram da geldi, hadi bekliyorum balkonumda çaya :)

16 Haziran 2017 Cuma

Bir Cuma Yeniden

Yeniden  yaz gününde bir cuma ile bloguma geldim. Şu ramazanın nasıl ortası geldi bilmiyorum , zaman gerçekten çok hızlı geçiyor. Tüm gün oruçlu olunca yapılan faaliyetler , gezmeler de kısıtlandı tabi ki. Bu mübarek ayda zaten daha fazla şükür, ibadet, tesbih yapmak gerekli benim için. Bu güzel cuma da şükredecek dolu şey var her zaman ki gibi. En çok sağlığımız için, tüm aile birlikte olduğumuz için, kızım bir sınıfı da güzelce geçtiği için çok teşekkür ederim Allahıma..
Paylaşacaklarım bu hafta içinde olanlar değil daha uzun bir zaman dilimi içinde. Geçen haftalar da beni mutlu eden anlar. En başta sevgili Momentos bana büyük bir süpriz yaptı ve yazdığı şiir kitabını gönderdi. Zaman zaman elime alıp herhangi bir sayfayı açıp o gün çıkan şiiri okuyorum ev ahalisine. Öyle güzeller ki hepsi. Tekrar ona teşekkür ederim bu güzel hediyesi için..


Yürüyüş yaptığımız noktalardan biri de bu balıkçı barınağı. Kasabamızın biraz dışında olması ile uzun yürüyüşler yapıyoruz ya da bisikletle gidiyoruz bu renkli barınağa. Gökyüzü de böyle güzel olursa manzaramız çok güzel oluyor. 



                          Yolumuza harika bahçeler çıkıyor. Şükürler olsun ki cennet gibi bir yerde yaşıyorum denizi, yeşili, mavisiyle. Mevsim olarak zaten en güzel zaman. Tüm çiçekler , bitkiler coşmuş. Güllerin en güzel açtığı dönem. Tek eksik bülbüller. Çocukken balkonumuzdan bile dinlerdik seslerini. Özellikle sabahın erken saatlerinde. Ne yazık ki uzun yıllardan beri yoklar..




Deniz kenarından evime döndüğümde şükürler olsun ki bahçem de soluklanıyorum. Her çiçekle ayrı ilgileniyorum. Zambakların açma zamanı ya..Bu zambaklar ananemden yadigar bana. Teneke saksılarda yetiştirirdi, bana da bir kaç soğan vermişti. Şimdi her bahar çıkıyorlar ve ananemi anmamı sağlıyorlar.


Taşlar vazgeçilmezlerimden. Boyalı olsun olmasın bahçenin her yerindeler. Nereye gitsem taş getiriyorum, hatta arkadaşlar bile bildiklerinden benim için taş topluyorlar Türkiyenin her yerinden..


Bahçemde ki tek kiraz ağacından öyle güzel kiraz topluyorum ki şu sıralar. 


Şükürler olsun ki evime giden yolum , mahallem, sokağım böyle ...


Ve son olarak yaptığım bir işi göstermek istiyorum. Hatıralara çok önem veririm ve evimde hep yaşatmak isterim. Kayınvalidem üzerinde ipleriyle irili ufaklı bitmemiş danteller  vermişti geçen yıl. Belki sen devam edersin demişti. Bunları başlayıp bırakmış. Ama ben dantel yapmayı bilmiyorum. Elimde ki dantelleri bir kumaşa montajlama fikri oluştu. Ve çeyiz işleri yapan birine bunu yaptırdım, işte sonuç.. Ben çok beğendim..


Herkese iyi ramazanlar, mutlu haftasonları..


5 Haziran 2017 Pazartesi

Bunu Biliyor musunuz ?

                        

                               Natalia Nikolaevna Zakharenko  asıl ismi olan ve Asi Gençlik'ten Batı Yakasının Hikayesi'ne efsane filmlerle sinema tarihine geçen Natalie Wood, günün birinde bir yat gezisinde öleceğini bilmeden bir sandalda oturduğu şu fotoğrafa bakın.




Natalie Wood. Robert Wagner'la evliyken bir yat gezisi sırasında tekneden düşer ve boğularak ölür. Teknedeki bir diğer isim Christopher Walken'dır. Bir aşk üçgeni ve ksıkançlık hikayesi gelir yerleşir zihinlere ama çözülemez gizem. Sonuçta yaşamı boyunca karanlık sulardan ve boğulmaktan korkan Natalie Wood, 43 yaşında hayata veda eder.

30 Mayıs 2017 Salı

Heidegger'in Kulübesi

                    Hep derim ya şöyle dağlara, kırlara kaçsam hatta hep orada yaşasam diye. Bir şehirli bıkkınlığı ya da şımarıklılığı değil aslında daha çok artık insanlara gerek duymama , onlarla beraber yaşamak istememe halidir benim için. Gerçekten yorulduğumu, olan ilişkilerin karşısında sıkıldığımı, tüm bu olanların ortasında işim ne dediğim artık çok oluyor. Kitap fuarından aldığım Heidegger'in Kulübesi kitabı beni daha da bunun üzerinde düşünmeye itti. Fikirlerine yakınlık hissedeyim hissetmeyeyim tüm felsefeciler benim için çok değerli. Çoğunu zaten yarım yamalak anlıyoruz, ne demek istediklerini kavrama sıkıntım onları gözümde daha da büyütüyor.

                          

                  Heidegger (1889-1976), Güney Almanya'nın Kara Orman dağlarının yüksekliklerinde yaklaşık altı metreye yedi metre olan bir yapı, baraka [cabin, (die Hütte) kulübe] inşa ettirir. Kulübenin inşa sürecine dâhil olmamış, fakat inşanın planı ve ilerlemesiyle ilgilenmiş. İnşa çalışması 1922 yazında başlamış. Eşi Elfride Heidegger, inşa sürecini “organize etmiş ve gözetip denetleyerek yönetmiş.” Kulübe keresteden yapılmış. 

                                

                 Todtnauberg'in etrafındaki kır manzarasının Heidegger'e güzel gelmesi, onun felsefî çalışmasıyla bağlantılı. Sabahın ilk ışıkları çalışma odasının penceresine vurmaktadır. Bu pencereden vadinin uzaktaki tepesi gözükür. Yemek masasına öğle yemeği vakti güneyden, akşam yemeği vakti batıdan güneş gelir. Yazılarını hava güzel oldukça evinin önünde ki masa da yazar. Burada yaklaşık 50 yıl boyunca yaşamış ve yazmıştır. Yalnızca burada devamlı oturmamıştır. Şehirde ki evinde de zaman zaman kalmıştır.

                             

                        Tam işte benim düşünceleri dediğim satırlara rastlayınca heyecanlandım, şöyle diyor Heidegger ;
                ''   Şehirliler çoğu zaman, dağların arasındaki köylülerin uzun, tekdüze Yalnız olma durumuna hayret ederler. Oysa bu Yalnız olma değil, tek başınalıktır. Gerçi insan büyük şehirlerde de neredeyse başka hiçbir yerde olamayacak kadar kolaylıkla yalnızlığa düşebilir. Ancak insan orada asla tek başına olamaz. Çünkü tek başınalık bizi tecrit eden değil, aksine bütün varoluşumuzun, bütün şeylerin özünün geniş yakınlığının içine doğru açılmasını sağlayan kendine özgü güçtür.”

                              

                         Kitabın en keyifli yanı fotoğraflarla da desteklenmesi.  Kendisi ile ölümünden sonra yayımlanmak kaydıyla bir mülakat yapan gazeteci Digne Meller-Marcovicz'in çektiği onlarca fotoğraf hem mekan hem de mekanın düşünür tarafından nasıl kullanıldığı konusunda bize fikir veriyor. Bu fotoğraflara bakıp hem kalbim sızladı hem de uzak hayallere daldım..






26 Mayıs 2017 Cuma

Mayıs Tatili


Allahtan şu 1 ve 19 mayıs cumaya denk geldi de biz memurlar bayram ettik ya da bana böyle geldi. Neredeyse oniki saat  yolculuk yapıp sabah Antalya Tekirova da olduk. Antalya bizim burdan on saat sürüyor. Otogarda ilçelere giden otobüs bulunuyor zaten. Sabah otobüsten iner inmez Tekirova minibüsüne bindik. Ne yazıkki minibüs tüm ilçelere uğruyor bu yüzden iki saat sürdü yolumuz. Nihayet otelimize geldik. Onca yoldan sonra harika bir doğaya ve denize kavuşmuştuk ya olsun. 


Otel  Amara Hotel..


Yemyeşil  doğanın içinde tertemiz deniziyle beklentimizi gerçek çıkaran bir otel oldu.


Bu üç gün boyunca hava çok bulutlu hatta iki gün yağışlı oldu. Yine de denize girdik. Güneşlendik bazen yağmurdan kaçtık.


Otelin harika yerlerinde huzur dolu saatler geçirdik.


Kahve saatlerini otelin değişik yerlerinde geçirdik.


Yağmur ,soğuk, rüzgar demeden denize girdik.


Otelin minik hayvanat bahçesini gezdik.


Pastaları harikaydı. Gün içinde kaç kez pasta yedim hatırlamıyorum.


Mayısta üç günde olsa bir tatil yaptım ya çok mutluyum. Tabi ki güzel günler çabuk geçti işte bir hafta oldu bile. Yaz tatili hayallerine tekrar başladım :)  Bu akşam sahura kalkıyoruz ve yarın ramazan. Bu özel zamanı en iyi şekilde değerlendirebiliriz inşllh. Hoşgeldin Ramazan !

Tasarım:Sawako Kuronuma